Yazarlık hocası, tiyatro akademisyeni, kuramcı, yazar
Beliz Güçbilmez, Mülkiye’de İktisat lisansından sonra Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde tiyatro yüksek lisansını ve doktorasını tamamladı. 2008-2017 yılları arasında aynı bölümde “Dramatik Yazarlık Anasanat Dalı Başkanı” olarak görev yaptı. 2014 yılında tiyatro teorisi alanında profesör unvanı aldı.
Kadir Has Üniversitesi’nde “Film ve Drama” yüksek lisans programında konuk öğretim elemanı olarak yazarlık dersleri yürüttü. İlk tiyatro oyunu 2006’da yayınlandı. Oyunları Türkiye’de ve ABD’de bağımsız tiyatrolarda, İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda ve Nilüfer Kent Tiyatrosu’nda sahnelenmektedir.
Tiyatro teorisi alanında yazdığı kitap ve makalelerde “sahnedışı”, “tekinsiz tiyatro”, “doğrusal perspektifli dramatik yapı” ve “an dramaturgisi”, “minyatüresk dramatik yapı” kavramlarını geliştirdi. “Tiyatro Kavramları”, “Tiyatrallik” ve “Deneyim olarak Tiyatro” başlıkları altında yüksek lisans ve doktora dersleri yürüttü. Tiyatro alanında İngilizceden kuramsal kitaplar ve oyunlar çevirdi. Tiyatro Araştırmaları Dergisinin editoryal ekibinde yer aldı. Sahneleme çalışmaları yaptı.
2017 yılından beri kendi adıyla yürüttüğü üretici okuryazarlık eğitimlerinde kurmaca-gerçek ilişkisi üzerine çalışırken geliştirdiği Manyetik Alan Teorisi’ni ve bu teori üzerine inşa edilmiş yazarlık metodunu Türkçe ve İngilizce olarak anlatmaya, yazmaya ve inceltmeye devam etmektedir.
Anne Ben Düştüm mü? / Beliz Güçbilmez - Kolektif Kitap - 2023
Anne Ben Düştüm mü?
Kurmacalara Neden Muhtacız?
“Hayat çoğu zaman ‘Neden?’ sorumuza sağır, olup biteni bir mantığa oturtma çabamıza kayıtsızdır. Nedenleri görememenin yol açtığı keyfilik izlenimi, zihnimizi işlevsiz bırakıp bizi gafil avlar, güvenimizi sarsar, kaygılarımızı artırır. Oysa kurmaca, tekil bir yazarın zihinsel tasarımı olduğundan bizi düzenli, kavranabilir, rasyonel bir evrenle buluşturur. Bir romanın, bir filmin karşısında, hayatın ıskartaya çıkardığı anlama hünerimize kavuşuruz. Kurmacanın derli toplu zihni, bizimkine model olur. Öyleyse belki de kurmacalara yönelirken niyetim kafamı dağıtmak değildir de, gündelik hayatın darmadağın ettiği zihnimi toplamaktır. Neden-sonuç miyopisinden kaynaklanan yarın endişesinin pansumanıdır kurmacalar. Anlam veremediğim gündeliğin zihnimde açtığı yaralar, kurmaca karşısında tatlı tatlı kaşınarak iyileşir. Ertesi sabah yataktan kalkıp aynı keşmekeşin içine girebilecek gücü bulabiliyorsam, uzun günün sonunda beni şefkatle beklediğini bildiğim kurmacalar sayesindedir.”
Gerçek olmadıklarını, üstelik er ya da geç hikâyelerini unutacağımızı bildiğimiz halde filmlerden, romanlardan neden vazgeçemiyoruz? Karşıladıkları ihtiyaç tanımlanabilir mi? Kurmacalara neden muhtacız?
Beliz Güçbilmez kurmaca-gerçek ilişkisini, ilk bakışta göze çarpan benzerlikleriyle değil de benzerliğin bağrındaki farkla düşünmeyi öneriyor. Kurmaca evreninin kişisel deneyim arşivimize ve duygusal repertuvarımıza katkısını da ürettiği hakikati de ancak o farkı koruyarak tecrübe edebileceğimizi anlatıyor.
Anne Ben Düştüm mü? kurmacaların içinden hayata yönelttiği sorularla, mevcut koşullarda varoluşumuzu daha anlamlı kılmanın güvenli yollarını seriyor önümüze.
Yayıma Hazırlayan: Murat Oğurlu, Çiğdem Şentuğ
Son Okuma: Gizem Çiçek
Kapak Tasarımı: Deniz Akkol
Sayfa Düzeni: Semih Büyükkurt
4. Baskı, Haziran 2025
256 sayfa / 2. Hamur / Ciltsiz / 13,5 x 19,5 cm
ISBN: 978-625-6896-11-6
*
Geçmiş’in izleri, şimdi’nin hızla akan zamansallığı ve geleceği tahayyül biçimleri sanatta, özellikle de tiyatro sanatında yapıta nasıl ve ne ölçüde yansıyor? Unutmaya ve hatırlamaya dair pratikler bizde ve Batı’da nasıl farklılaşıyor? “Unutuşun kolay ülkesinde” yaşayan bizler, geçmişi yok saymaya meylettikçe icra ettiğimiz herhangi bir sanat dalında sadece bugüne çağırabildiğimiz geçmiş temsillerine tutunuyor, hafıza kırıntılarımızla ona yepyeni bir beden şekillendiriyoruz. İşte bu yeni bedeni, zaten bir tür temsil yoluyla işleyen tiyatro sahnesine çıkardığımızda, hakikatten fazlasıyla uzak bir geçmiş imgesiyle kendimizi yanıltıyor olabilir miyiz?
Zaman/Zemin/Zuhur’da Beliz Güçbilmez işte tam da böyle bir merakla, Osmanlı’dan köklenen, Tanzimat’la birlikte geçmişinden kopmaya niyetli üstelik Batı tiyatrosuna öykünen gerçekçiliğiyle, yeni kurulan cumhuriyetin gölgesinde filizlenen Türk tiyatrosunun bebek adımlarının peşine düşüyor. Güçbilmez kitabında Antik Yunan’dan beri süregelen Batılı tiyatro geleneğine özenen Türk tiyatrosunun çocukluğunu ve bir nevi ergenlik sancılarını dışarıdan, son derece detaycı ama bir o kadar da anlayışlı bir bakış açısıyla analiz ediyor.
Geçmişinden kaçan toplum, o geçmişi yok saymanın yolunu bulmuş, tiyatrosunda, üstelik de gerçeği temsil etmeyi vaat eden “gerçekçi” tiyatrosunda geçmişle hiç ilgilenmemiş, yekpare bir an’da, dondurulmuş bir zaman’da ve salt bir “satıh”a dönüşmüş zemininde, kendini, ansızın zuhur eden hikâyelere tutturmuştur. Öyleyse gerçekçi Türk tiyatrosu kendini derinliksiz, iki boyutlu bir satıh olarak kurdukça, anlattığı hikâyeyi ona yaklaşmadan, kişilerini canlandırmadan dışardan anlattıkça, sadece görünümü, sathı ya da dışıyla ilgilenen bir zâhirperest’e dönüşmüş; Araba Sevdası’nın züppesi Bihruz’un ruhunu hiç durmadan şâd etmiştir.
Yayıma Hazırlayan: Murat Oğurlu
Son Okuma: Çiğdem Şentuğ
Kapak Tasarımı: Kolektif Tasarım
Kapak Resmi: Yaşam ve Temsil, Ali Yaycıoğlu, 2023
Sayfa Düzeni: Semih Büyükkurt
1. Baskı, Mayıs 2023
264 sayfa / 2. Hamur / Ciltsiz / 13,5 x 19,5 cm
ISBN: 978-625-6896-03-1
Bu türde içerik yok.